Mehmet Emin Birinci yi rahmetle anıyoruz

Namazı "ikâme eden" büyükleri taşıyacağız sayfalarımıza. Sahabenin, peygamberin namazı, velîlerin, Allah dostlarının namazı..

Moderatörler: my, Huucu, kardelenim, Divane, beyaz dilekce, fyznur, gülümse, kelimat, gulce, Ahmet

Cevapla
Kullanıcı avatarı
sitare
Çok Özel Üye
Çok Özel Üye
Mesajlar: 3407
Kayıt: 26 Mar 2007, 09:00

Mehmet Emin Birinci yi rahmetle anıyoruz

Mesaj gönderen sitare » 05 May 2009, 12:00

Röportajlar: Nurettin Huyut-Risale Haber

3 Nisan 2007’de vefat eden Bediüzzaman Said Nursi’nin talebelerinden Mehmet Emin Birinci’yi hizmet arkadaşlarıyla konuştuk.

İhsan Atasoy:

Bana göre üstadın etrafındaki birinci kuşağın arkasından gelen ikinci kuşak talebelerindendi, birinci kuşaktaki ağabeylerin özelliklerini temsil eden yani onların hususiyetlerini taşıyan ve o hususta ağırlığı olan ve Üstadın neşriyatla ilgili hizmetlerini İstanbul’da üstlenmiş üç kişiden biriydi.

Mehmet Fırıncı, Ahmet Aytimur ve kendisi müteaddit defalar neşriyat hizmetleri ile ilgili gitmiş Üstadla görüşmüş ondan taktikler almış ve neşriyat işini çok iyi yapmış bir nur talebesidir.

Hayatının sonuna kadar fedakarane ve cefakarane hizmete koşmuş ve mücerret yaşamış bir Nur talebesidir.

NAMAZ KILAR GİBİ BİR DURUMDA VEFAT ETMESİ ÇOK MANİDAR



Hayatında en fazla önem verdiği şey namazları idi. Farz namazlara çok önem verirdi. Hatta vefatı anında hastanede koma halindeyken kendinden geçmiş bir vaziyette olduğu halde ezan okununca ani bir refleks ile abdest alır gibi bir takım hareketler yaptıktan sonra yatakta sırtüstü olmasına rağmen namaza başlayarak namaz kılmak için ellerini yukarı kaldırıp sonra göğsünde ellerini birleştirmiş ve o vaziyette vefat etmiş.







Yani namaza çok önem verdiğinden vefat ederken de namaz kılar gibi bir durumda vefat etmesi çok manidardır. Doktorlarının ifadesi “bu durumdaki bir hastanın herhangi bir hareket yapması mümkün değildir.” Ama demek ki, Allah onu çok sevdiğinden en sevdiği bir şekilde onu huzuruna aldı.

Namaza çok düşkündü herkese namazı hatırlatırdı. Namazı takkesiz kılanlara kızardı. Takke takmalarını isterdi. Namazlarını tadil-i erkanla kılardı ve arkasından tesbihatı mutlaka yapardı. Gece namazlarına dikkat ederdi. Mutlaka geceleri kalkar teheccüt namazı kılardı.

HANIMLARA DERS VERMEK HUSUSUNDA ÜSTAD ONA İZİN VERDİ

Risale-i Nurları çok iyi bilirdi. Kim bir şey sorsa hemen açar o sorunun cevabını yerinden bulur okurdu. Mudakkik bir insandı.

Onun önemli bir hususiyetini daha sonra öğrendim. Ceyalan abiyi yazarken onun hatıralarında gördüm. “Hanımlara ders vermek hususunda Üstad ona izin verdi” diye yazmış bunu onun hatıralarında okudum. O nedenle zaman zaman hanımlara ders yapardı ve gerçekten hanımlar arasındaki hizmetleri çok büyüktü. O nedenle hanımlar onu bizden daha iyi tanıyordu.



Esra Nuray Sezer:

Birinci abi ile tanışmam çok eski yıllara dayanır. Daha 15-16 yaşlarındayken gazeteye yazı yazmaya başladığım dönemlerde onu tanırdım.

Onunla tanışmamın nedeni: Birinci abiye Üstad hanımlarla ilgilenmesini ve hanımlara ders vermesini istemiş, özellikle yazar hanımlarla ilgilenmesini istemiş ben bunu ağabeylerden duymuştum. O nedenle Birinci abi hanım hizmetleri ile ve özellikle hanım yazarlarla çok ilgilenirdi. Biz de yazı yazanlardan olduğumuzdan bizimle bizzat ilgilenirdi.



Bizim nurculuğumuz çocukluğumuzdan başladığı için evimize gelenler çok oluyordu. Özellikle Bayram abi, Abdullah Yeğin abi, Sungur abi, Bekir abi bunları çocukluğumuzdan tanırdık ama Birinci abiyi İstanbul’a geldiğimde tanıdım.







Tanışmamız da şöyle oldu: Eşim bir gün dedi ki, Mehmet Emin Birinci abi bizi tebrik etemeye gelecek. Evde Gülay Atasoy ablam, Nuriye Çeleğen kardeşim de vardı. Geldi bizler evde hep beraberiz. Birinci abi gelirken bana hediye etmek için altın kaplamalı bir kalem getirmiş. Ben yazar olduğum için bana hediye etmek istiyor. Ama diğer ablalarım ve kardeşlerim de var onlar da yazar.

Onların içerisinde çıkarıp veremedi herhalde ki, dedi ki, “ben kura çekeceğim bu kalem kime çıkarsa onun olsun” dedi. Tabi kura çekti ve kura bana çıktı, ben Birinci abinin ilk kerametini orada gördüm.

HİZMET EDENLER KALPLERİNİ BOZMAZLAR

Avrupa seyahatlerinde ve hizmetlerine çok zaman birlikte gittik. 1992 yılında Almanya’nın Duseldorf şehrinde karşılaştık. Eşime Almanya’da bir görev çıkmıştı. Ben de o nedenle izin alıp gitmiştim. On gün gezmiş dolaşmıştık artık görev bittiği için dönüşe hazırlanıyoruz. Birinci abi dedi ki, “Esra bacı sen gelemezsin.” Neden diye sordum. Dedi “Sen on gün gezdin dolaştın buraları gördün bunun karşılığında iki hafta burada kalıp hizmet etmen gerekiyor.”

Onun üzerine iki hafta kalmayı kabul ettim ve kendisi ile Duseldorf - Viyana zincirinde birlikte bir program yaptık o program çerçevesinde her tarafı dolaştık ve hizmet ettik. Duseldorf’tan Köln’e geleceğiz o gece bütün hanımları topladı ders yapacağız. Orada ders yaparken bir hanımın bazı hareketleri benim hiç hoşuma gitmedi, beni çok rahatsız etti. İçten içe çok rahatsız oldum ama ona bir şey hissettirmedim.

Ders bitti kalacağımız yere geldik. Gece rüyamda Birinci abi geldi beni şiddetle azarladı. “Neden kalbini bozuyorsun kardeşim biz hizmete çıkıyoruz” diye. Ertesi gün ben, eşim, Birinci abi, şoför Viyana’ya gitmek için yola çıkacağız. Ben bilerek dedim ki, “abi” dedim “bu gece rüyamda beni fırçaladın bana sinirlendin” dedim “neden sinirlendin?” diye sordum.

Bana döndü aynen rüyamdaki gibi “kardeşim hizmet edenler kalplerini bozmazlar, sen kalbini bozma ben de seni fırçalamayayım” dedi. Bu da onun ikinci bir kerameti idi. Bunun gibi hizmet ederken birçok kerametlerini gördük. Çok değerli bir insandı.

Ne zaman sıkıntıya girsek ne tür bir problemimiz olsa hemen ararız o da hiç üşenmez hemen gelir problemi hallederdi. Hatta bazen gelir bizde günlerce kalır, manevi duasıyla yanımızda olduğunu gösterir, sıkıntılarımız varsa hemen izale olurdu.

Çok ehl-i hizmet biriydi hanım hizmetlerine çok emeği geçti. Yakından ilgilenirdi. Onunla çok güzel hizmetler ettik. Allah mekanını cennet etsin Amin.


Muhsin Demirel:

DAVA ADAMI MODELİNİN EN GÜZEL ÖRNEKLERİNDENDİ

Birinci abiyi ben çocukluğumdan tanırım, insan anne ve babasını nasıl tanırsa ben de Birinci abiyi öyle tanırım. Bizimle küçük yaşlardan itibaren meşgul olmuştu. Biz İstanbul’a geldiğimiz tarihler ki, 1956-57 tarihleridir. O tarihten itibaren bize gelir giderdi ve bizimle özellikle meşgul olurdu. Uzun seneler birlikte olduk.

O nedenle hakikat dersini büyük ölçüde ondan aldık diyebilirim. Kendisi aslında öğretmendir ama öğretmenlik yapmamıştır. Hizmetlerle meşguliyeti öğretmenlik yapmasına imkan bırakmamıştır. O nedenle öğretmenlik mesleğini bizde icra etti diyebiliriz.



Birinci abi; Risale-i Nurun hakikatini meslek ve meşrebini çok iyi bilen ve yaşayan biriydi. Risale-i Nurun yetiştirmek istediği dava adamı modelinin en güzel örneklerindendi. Muttaki idi, iman Kur’an hizmetini muhtaçlara ulaştırmak hizmetini ki, velayet-i Kübra manasıdır, peygamber mesleğidir, o bunu hayatı boyunca bilfiil ve bihakkın tatbik eden ve yaşayan bir kimse idi.







Birinci abinin en önemli özelliği takva ve ubudiyyet konusunda Tahiri abinin takipçisi olması idi. O noktada fevkalade azimeti ihtiyar ederdi. Şahsi yaşayışında ibadetlerine, evradına, ezkarına, takvasına bilhassa namazlarına çok ehemmiyet verirdi, özellikle tadili erkana riayet ederdi.

Risale-i Nurları çok iyi bilirdi. Hatta birçok insandan daha iyi bilmesine rağmen derslerde ve toplantılarda Risale-i Nuru çok fazla okumazdı. Kendini geri çeker, kabiliyeti ve istidadı olan kardeşleri ön plana çıkarır, onların okumasını, onların Risale-i Nur hakikatlerini anlatmalarını isterdi. Bundan çok hoşlanırdı ve severdi, memnun olur, hatta iftihar ederdi. Bu itibarla, büyük bir fedakârlık ve feragatlık örneği idi.

Kutu lâyemut yaşardı. Yani ölmeyecek kadar yer içerdi. Yediği ve içtiği zaman iyisini yer ve iyisini içerdi ama bunu hayat biçimi haline getirmemişti.

Özetle hizmetlerin içerisinde bir rükündü. Özellikle neşriyat hizmetlerinde başından sonuna kadar işin içinde bulunmuştur. Üstad Hazretleri, Risale-i Nurların Ankara’da basılmasını arzu ediyor o tarihlerde Said abiye müsaade ediyor. Ama, daha sonra Fırıncı abi ve Birinci abi Üstada gidince “İstanbul niye geri kalıyor” diye sitem etmiş. Onun üzerine İstanbul’da bu anlamda hizmete başlıyor. Risale-i Nurların basılması ve neşredilmesi anlamında.

Mehmed Birinci abi, Mehmed Fırıncı abi ile Ahmet Aytimur abiyle beraber 1950’li yıllardan başlamak üzere neşriyat hizmetlerinde rol almış ve bihakkın takip etmiş bir insandır. Risale-i Nur’un neşri bir yerlerden bir yerlere gelmişse bunda önemli bir pay sahibidir.

70’li yılların ortalarından itibaren Almanya hizmetlerine de başladı. Ömrünün son günlerine kadar da irtibatını kesmedi. İlk zamanlar çok sık giderdi. Orada Risale-i Nur hizmetlerinin kökleşmesine çok büyük katkısı oldu.
Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitare
Adam akıllı yorulmuşum
Ellerin böyle olmamalıydı
Ellerine acıyorum
Ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum
Durup durup ıssız yerlerde
“güçlü ol ey kalbim, güçlü ol
Daha çok işimiz var” diyorum

Cevapla